28 Aralık 2014

*Mim / En Sevdiğim Yan Karakterler*

Merhaba ben bloguna uğramayıp vicdan azabı çeken blogger~~ Aslında biraz daha uğramayacaktım ama bir kaç bloggerı okuyunca vicdan azabım daha da katlandı ve 03:09'da bana sittin sene önce paslanmış bir mimi yapmaya geldim. Mimi paslayan RenkliTırtıl'cığa selamlar hörmetler eder mimin ana konusunu açıklamak isterim pek sevgili okurlar. Başlıktan da anlayacağımız üzere dizilerde en çok sevdiğimiz yan karakterleri sıralamamız isteniyor. Pek fazla dizi arşivi geniş olmayan birisi olarak bohçamı yokluyorum bakalım neler çıkacak?

Bazı izleyiciler vardır ne olursa olsun esas oğlanın tarafındadır ve genellikle esas oğlan küstah, ukala, zengin, yakışılıklı, başlarda esas kızı üzen aşağılayan bir tiptir ama bazı izleyiciler de vardır ki başı okşanılası, her cefayı çeken, esas kızı koruyup kollayan ikinci erkeği bağırlarına basarcasına severler. Peki ben bunlardan hangisiyim? Ben 'Hepçil'im efenim. Birinci, esas, yan, sağ, sol karakter farketmiyor hepsini bağrıma basar severim. Ama esas oğlanın cazibesi de her zaman aklımı çelmiştir yalan yok.  Ayrıca senarist olursam ikinci oğlanla esas kızı evlendireceğim diye hayal kurmuşluğum da vardır. Orangutan iştahlıyım diyorum inanmıyorsunuz yahu! 

Ben bu git-geller eşliğinde sürünmeye devam ederken biz gelelim o 'Böyle bağıra basılası yan karakter yapılır mı?' dediğim yan karakterlere.


You're Beautiful - Jeremy 
İşte bu sarı şey! Kaç defa izlerim hala bayılırım Jeremy'nin über enerjik, über duygusal hallerine. Yan karakter mi, ikinci erkek mi bilmem ama bende en çok mıncırma hissiyatı bırakan karakter Jeremy'dir, net!



To The Beautiful You - Cha Eungyeol 
Gülüşün güzelliğini es geçerek başlıyorum cümlelerime, asla gözüm o gülerken kaybolan gözlere kaymıyor nereden çıkardınız onu? Hayatımda ilk kez 'Canım Allah'ım nolur kız bu oğlana aşık olsun?' dedirten karakterdir kendisi. Böyle ağzına vura vura sevmelik değil mi ama insan evladı? 



Heartstrings - Yeo Joon 
Bebek bu bebek! Etrafta sürekli yemek arayan, 'Unni, unni!' diye dolaşan şimdiye kadar gördüğüm en sevimli karakter olur kendisi. Şahsım adına dizide ana karakterden daha çok severdim kendilerini. Yemek sevmesi yakın gelmiştir mi dediniz? Ne münasebet.


Man From The Stars - Yoon Jae 
Bu çucuk benim gözümde geleceğin iyi oyuncularındandır yazın bunu bi' kenara. Şems dediydi dersiniz. Man From the Stars'da çatlak kızımız Seong Yi'nin erkek kardeşini canlandıran evladımız bence hem dış görünüş, hem oyunculuk, hem şebeklik, hem sevimlilik, hem hem hem tamam abartmıyorum. Velhasıl kelam güzel çocuk :P Bu arada Woo Bin'e benzemiyor mu yahu? Biriniz de benziyor desin?


The Heirs - Young Do
Kadrosu güzel, karakterleri güzel, senaryosu ortalama dizimizin şüphesiz en sağlam karakteri idi benim için. Oyunculuk ve karakter açısından Lee Min Ho'nun ışığını kendi üzerine döndürmeyi başarmıştır ki bence fazlasıyla hak etmiştir. Çok delikanlı çocuktu. En sağlam replikler bu evladımdan çıkıyordu ah be ah...

Master's Sun - Tae Yi Ryeong
Gifi izlerken yazamıyorum onu farkettim, o duvara çarparken ben gözlerimi kıstım resmen. Bu kızımız da fazlasıyla şirin olup, asla pes etmez niteliktedir. Ben sevmiştim bu ikiliyi~ 




Bu çocuk için dizi ismi veremiyorum çünkü hangi dizide olursa olsun seviyorum! Bence hakkı yenen bir evladımız. Gerçi son zamanlarda yıldızı daha parladı o kısmı es geçemeyeceğim. Canlandırdığı her karakterin altından kalkıyor evladım, pek severim kendisini. 




The Gentleman's Dignity - Im Meahri 

Yeri gelince minik bir kız çocuğu yeri gelince aşkı için savaşan bir kadını canlandıran bu kızımız önceleri güzelliğiyle dikkatimi çekse de sonra karakterinin fazla şirinliği sonucu beni kendine çekmiştir. Bazen ana karakterden fazla 'Artık kavuşsunlar temalı dua' etmişimdir şüphesiz. 




Secret Garden - Oska
Böyle çatlak karakterlere fazlaca yakın hissediyorum kendimi desem? Oska da onlardan biriydi. Yaşlanmış bir K-Idol'ü canlandırsa da minik yaramaz bir oğlandan farkı yoktur bakmayın gözünün etrafındaki kırışıklıklara.


The Heirs - Myung Soo

Belki hiçbirinizin aklında kalmamıştır bu evlatcık ama ben izlerken pek eğlenirdim kendisi ile. Dediğim gibi karakter açısından fazla güzel bir diziydi Heirs gel gör ki senaryo biraz klasiğe yakındı neyse konumuz bu değil. Karakteri fotoğraf çekme merakından dolayı kendime daha bir yakın hissettiğim doğrudur. 


Mimimizin burada sonuna gelmiş bulunuyoruz. Aslında düşünsem daha o kadar güzel karakterler çıkar ki amma velakin saat 05.00 olmuş beni yatağım bekler. Bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalınız Pek Sevgili Şemsseverler^^

Bu arada bende mimi;
Yapar mı bilmem ama Kumkumul'uma,
Bir Fanboy'un Günlüğü'ne,
Emoş'un Dünyası'na,
Merve'nin Evreni'ne
ve Hayali'ye paslıyorum. Çok mu oldu sanki?  Kolay gelsin efenim~~




14 Aralık 2014

Sarah Jio - Yağmur Sonrası / Kitap Yorumu









Müzik kitapta sıkça duyduğumuz La Vie En Rose ~~

Giriş yaparken fazlasıyla düşündüm ve nasıl bir giriş yapmam konusunda kararsız kalınca lönk diye yazmaya başlamaya karar verdim. Kitap postu yazmaya geldim ben. Ne kadar açık ve net bir cümle oldu değil mi? Şaka bir yana o kadar uzun bir süredir kitap yorumu yapmıyormuşum ki arşive girip bakınca ben bile şaşırdım. Çaktırmayın ama blog açarken kitap bazlı bir blog olsun istemiştim, utandım şuan. Bu faslı es geçerek asıl mevzuya geliyorum.




 Kendimi bir Sarah Jio sever olarak adlandırsam da geriden geliyorum sanırım biraz. Şuan herkes harıl harıl Gündüzsefası'nı okurken ben Yağmur Sonrası'nı bitireli bir hafta oldu. Bu kadar aralıklı okumamın sebebi ise farklı türler okumam. Çünkü hep gerilim ya da hep dram-aşk okuyunca sıkılıyorum. Sonuç olarak Yağmur Sonrası bitti a dostlar. Şimdi sizlere önce kısa bir konu bilgisi sonra da naçizane yorumumdan bahsedeceğim. 







Kitabımızda II. Dünya savaşı sıralarında yaşamış, hemşirelik okumuş ve kısa bir zaman sonra çocukluğundan beri yan yana olduğu yakışıklı ve son derece iyi bir koca adayı olan Gerard ile evlenecek olacak Anne'nin hikayesi anlatılıyor. Anne Calloway düğününe aylar kalırken radikal bir karar alarak II. Dünya Savaşı'nda yaralanan askerleri tedavi etmek için en yakın arkadaşı Kitty ile Bora Bora Adalarına gider. Ardında ise nişanlısını canım Gerard'ı bırakmıştır. Bora Bora Adasındaki bu görev ayrıca ona nişanlısı Gerard'a gerçekten aşık olup olmadığını gösterecektir çünkü Anne bunun aşk mı alışkanlık mı olduğunu ayırt edememektedir. Anne ve Kitty'nin ada maceralarını, aşklarını, gözyaşlarını, mutluluklarını bulabileceğimiz bir kitap elimizdeki..



Gelelim benim naçizane yorumuma. Diğer kitapları Mart Menekşeleri ve Böğürtlen Kışı'na göre olay örgüsü daha farklı ilerliyor ki bu bence güzel bir durum. Diğer kitaplarda gizemli bir durum adım adım çözülürken bu kitapta savaş ve aşk birada işlenmiş, gizem ise bir miktar geri planda kalmış. Olayları anlatışı, betimlemeleri gayet hoşuma gitti, kitap okurken yormuyor sizi. Karakterlerin işlenmesine gelecek olursam;



!!!! SPOILER !!!!

Dürüst olayım Anne karakteri beni fazlaca sinirlendirdi. Gerard'a aşık olmadığını, asıl aşkının Wesrty olduğunu defalarca söylemesine rağmen adadan döndükten sonra nasıl Gerard ile evlenebildin kadın!! Nasıl beklemedin evladımı, nasıl yok saydın Bungalovunuz'daki sözlerinizi ? Burada iki erkek de mağdur anacım. Gerard nasıl iyi bir karakter, fazlasıyla sadık, soruımluluklarının bilincinde ve aşık. Kitaba girip ağzını burnunu mıcırasım geldi. Westry desen o da öyle. Fazlasıyla korumacı, sahiplenici, romantik. Ama bizim kız Westry'e aşık olduğunu yedi alem bilse de Gerard'ı umutlandırmaya devam ediyor, belki isteyerek yapmıyor ama ben sinirlendim a dostlar. Oh söyledim rahatladım.

!!! SPOILER SONU !!!

Spoilerda anlattığım kısım hariç keyfimi kaçıran başka nokta yoktu. Sarah Jio'nun ilk okuduğum kitabı Böğürtlen Kışı olduğundan mı bilmiyorum en çok onu sevmiştim ben. Kitapta geçen mekanlar, olaylar da gayet akıcı anlatılmış. Velhasıl kelam yine Jio güzel bir kitap yazmış, okumayan kaldı mı bilmiyorum ama okumak isterseniz tereddüt etmeyin derim. 

Bir kitap postunun daha sonuna geldik pek sevgili Şemsseverler~~ Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın^^ 

Ayrıca Sarah Jio'nun diğer okuyup yorumladığım kitaplarının postlarını aşağıda linkliyorum. (linklemek?) 

11 Aralık 2014

Şemstagram #2

Ben geldim!! Uzuun süredir parmaklarımın klavyeye değmeyişinin farkında mısınız bilmiyorum ama neredeyse bir aydır kelime yazmamışım bloga. Özledim mi? Hemde nasıl!! Yaz(a)mama nedenime gelecek olursam bu sene vizelerimin gereğinden fazla ağır geçmesi sonucu biraz uzak kalmak zorunda kaldım buralardan. Bu süreçte ne yaptım peki? Kitap okudum, film izledim, fotoğraf çektim^^ Gelelim postumuzun ana konusuna. Biliyorsunuz ki bir instagram hesabım var ve oradan kendimce çok çok severek paylaşımlar yapıyorum. İlk fotoğraflarımı buradaki postta yayınlamıştım instagram hesabı olmayıp takip edemeyenler için. Şimdi serimizin ikici postuna el sallayın. Maalesef çektiklerimin hepsini paylaşamayacağım ama aralarından en sevdiklerimi göreceksiniz efenim~



Kronolojik olarak gidecek olursam son paylaşımlarımdan birisi olur kendisi~ Kitap fotoğraflarına zaafı olan birisi olarak fazlaca mutlu olarak çekiyorum böyle fotoğrafları. O minnak kalbi sayfanın ortasında sabit tutmak için derviş sabrı kotamdan bir miktar kullandığım doğrudur. Fazla şirin oldu bence, sizce?



Ah vize zamanlarım... Hem sınavla hem hastalıkla boğuşmaya çalışırken içlenip çekmiştim bunu da. Ihlamuru annem silah zoru ile içirirken evden uzaktayken kendim yapıp içmiştim.  Eve gidip onun elinden gık etmeden içeceğim diye söz verdim hemde, özlem nelere kadir a dostlar. Annenizin değerini bilin, uzakta kalacaksınız elbet bir gün. Kamu Spotu sonlanmıştır!


Ve en bi' canım fotoğrafım!! Çekerken ayrı izlerken ayrı mest olmuştum manzaya. Bu ne diye soruyorsanız eğer kar tanelerinin suya direnişi diyorum. Taşların üzerinde oluşan görüntüye 'Sübhanallah' dememek elde mi? Mucize değil de ne?


Ay aman efenim bunun yeri de pek bi ayrıdır. İlk kar sevincini şu yaşıma gelmeme rağmen çocukmuşçasına yaşıyorum. Alıyorum ayakkabılarımı koşuyorum beyaz pamuk şekerlere. Ne güzelsin sen ay kar!


İçler acısı halimin kompozisyonu olur fotoğraf. Hala postunu yazmadığım Kristin Hannah kitabını okumak için üç ay boyunca kendimle savaştım, okudum, okumaya çalıştım ama ne oldu? Son yüz sayfada spoiler yedim hemde ne spoiler! Kahretsin kelimesini boşa odaklamadım azizim, boşa değil!!



Bu fotoğrafı çekebilmek için tanımadığım bir teyzenin bahçesine dalıverdim. Hanım Teyze 'Napıyosun evladım.' bakışı atsa da yılmadım odak almaya çalıştım. Pek beceremesemde içime sinen bir fotoğraf oldu. Kolyeyi hediye eden yüreğe minnetle diyor kapanışı yapıyorum.


Mankenime el sallayın!! Koltuğun kenarında bulduğum bu minik misafire şu pozu verdirebilmek için 456468564 fotoğraf çektiğim doğrudur. Aşırı şirin olduğuna inandığım fotoğrafımı da pek bi seviyorum. 


Sonbahar temalı fotoğraflar~~ Kahverengi sevmem sanırdım 'Aman içimi kıyıyor o renk.' derdim fakat ben her rengin sevdalısıyım onu farkettim. Kahverengi değil kahverengi giyen insanlar içimi kıyıyormuş meğer. Yoksa kahverengi tabiata çok yakışıyor^^


Online fotoğraf sergimin(?) sonuna gelmiş bulunmaktayız. Gönül isterdi ki profeyşınıl makinayla eyçdi fotoğraflar çekeyim ama bir süre telefon kamerasıyla idare edeceksiniz pek sevgili takipçilerim~~ Benim sevdiceyim Canon'umla kavuşmama ise çok az kaldı inşallah, dua edin şu kız alsın avuçlarına kıymetlisini^^

Bu arada instagram hesabım için TIK TIK! Ayrıca yandaki sekmelerden de ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki posta kadar kendinize fıstık gibi bakın pek sevgili Şemspareseverler~~  Bugüne kadar yanımda olduğunuz için teşekkür ederim herbirinize ayrı ayrı ^^

Sonraki postlarda 2 tane kitap, 2 tane film yorumu. 1 mim, 1 dizi yorumu gelecek takipte kalınız^^



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...