31 Mayıs 2014

Her Çocuk Özeldir / Bir Aamir Khan Klasiği


Girişleri beceremediğim için bodoslama dalıyorum konuya sevgili, saygıdeğer, hürmetli takipçilerim ^^ Haber kaynağınızı işgal etmemin sebebi olan yazım bir film postu. Aslında film postu yazmak hiç aklımda yoktu ama şartlar bunu gerektirdi diyelim :) Filmi dördüncü kez izledikten sonra ve hala bana aynı duyguyu verebildiğinden filmi blogumda yazmaya layık gördüm ( Çok da mütevaziyimdir ^^) . Adetimdir film ismini hep sona saklarım. Ee sevgili okuyucu her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır benimki de böyle n’aparsın ^^ Daha fazla konuşmadan ismimizi patlatıyorum. ‘ Her Çocuk Özeldir – Taare Zamen Par’. Üç sene kadar önce Hint filmlerinin yakın çevremde popüler olduğu zamanlarda izlemiştim ilk olarak. Tabi tahmin edersiniz salya sümük bir şekilde. ( Huyumdur her filmde ağlarım) Arkadaşlarımla izleyeyim ailemle izleyeyim derken bir de bakmışım bugün dördüncü kez izlemişim. Film bir Aamir Khan filmi olduğu için hint filmi izleyenler bilir fazlasıyla kaliteli olur kendileri.

Disleksi (öğrenme bozukluğu) olan bir çocuğun topluma nasıl kazandırılabileceğini tek kelimeyle harika anlatmıştır filmimiz. Zaten gördüğüm kadarıyla hint filmleri sosyal mesaj içeriği çok yüksek oluyor My Name Is Khan, 3 Idiots buna sadece küçük birer örnek. Neyse filme dönelim. Ana karakterimiz Ishaan disleksi hastasıdır. Ama ailesinin bundan haberi yoktur daha doğrusu fark edememişlerdir. Direkt olarak tembel damgası yemiştir küçüğümüz. Üstüste sınıfta kalınca babası (boğmak isteyeceğiniz karakterlerin hası olur kendisi) yatılı okula gönderir yavrumu. Evden ayrılış sahneleri falan zaten ciğerleri dağlar. Gözyaşlarınızın pıtır pıtır akacağı sahnelerdendir. ( benim kadar kolay ağlayabiliyorsanız tabi) Ayrıca Ishaan’ın resim yapmada üstün yeteneklidir tabii ki yine fark edilmemiştir hala. Neyse bu yavrumuz yatılı okulda depresyondan depresyona koşarken Süperman’ımız kurtarıcımız Aamir Khan ortaya çıkıverir. Aamir Khan’ı zaten 3 İdiottan biliyorsunuzdur muhtemelen. Kendileri Bollywood sinemasının jönlerinden olup ( Jön falan çok kaptırdım sanki :) ) muhteşem işlere imza atmıştır. Okulda vekil olarak resim öğretmenliği yapan bu sevimlilik abidesi, Ishaan’ın durumunu fark eder çünkü asıl öğretmenlik yaptığı yer özel eğitim veren bir kurumdur. (Zeka geriliği olan öğrencilere) Bu sevilesi öğretmenin Ishaan’ın elinden tutup onu kaldırmasını anlatan filmimiz bence herkesin arşivinde bulunması gereken filmlerden. İzlemeyenler tarafından tez zamanda izlene!!

Bende böyleyim işte Türk sineması hariç her ülkeden izliyorum. Şimdi hakkını yemeyelim ülkemizin, çok kaliteli filmlerimiz de var ama nadir çıkıyor işte. Sinema sektörünün sorunlarına girmeden postumuzu yavaş yavaş noktalamak istiyorum canım okurlarım ^_^ Yavaş yavaş da olsa büyüyen bir ailemiz var umarım daha da büyür ve umarım uzuuun yıllar yazabilirim. Çok duygulandım ya nedendir bilinmez. ^_^

Seviliyorsunuz biliniz. Bir sonraki posta kadar kendinize iyi davranın ^^

28 Mayıs 2014

Bir Reklam İçin Dizi Ha? - Line Love


Merhaba ülkemin güzel insanları Merhaba^^

Malumunuz sınav dönemimde oluşumdan ötürü blogda eski postları paylaşıyorum sayfada ise hiç bişey paylaşamıyorum çünkü bir şey yazamıyorum :) Ama sınav dönemim dizi izlememe engel mi? Asla! Tamam kabul tutup 20 bölümlük dizi devirmedim ama küçük hatta çok küçük bir dizi bitirdim şu finallerin arasında aferin bana^^ Diziciğimiz her biri 10-15 dakikadan oluşan 3 bölüm. Şu aralar Kore severlerden takip edenler bilir, Lee Min Ho’cuğum ilk göz ağrım bir reklam dizisi çekmiş. Düşünebiliyor musunuz reklam için dizi? Dizi yani. Şimdi ülkemi yermek için söylemiyorum ama hepimiz Didi’ci teyzeyi biliyoruz. Bir yana Lee Min’in reklamını bi yana O teyzeyi koyuyorum ve susuyorum.

Neyse gelelim minnacık dizimize. Ünlü bir bestekar olan Min Ho beste yapmaya uğraşır fakat gerekli duygu yoğunluğunu bulamadığı için bir türlü ortaya bir şeyler çıkaramaz. Bir gün ilham için alır gitarını, takar şapkasını, giyer kapüşonunu pek de karizmatik bir şekilde atar kendini sokaklara. O sırada Çinli bir kızımız kendi ülkesine dönmeden önce bir kez daha Kore’yi turlamak ister. Bakar fotoğraf çekecek yer çok önce SELFIE çekmeye çalışır ama ne yazık ki beceremez. Sonra yoldan geçen bir insanoğlunu durdurur ve fotoğrafını çekmesini ister. Tahmin edin bu insanoğlu kim? Tabisi Min Ho. Bu evlatcım da kızı fan sanıp kendi fotoğrafını çekmemesi için uğraşır sonra tamam çek hadi der ama sonra bakar kız onun fotoğrafını istemiyor. İşte o kısımlarda pek eğlendim özlemişim keratayı. Kızı da sevemedim yani. Ayrıca Çince çok kulak tırmalamıyor mu sizce de? Neyse işte azcık sohbet muhabbet derken Min Ho yıldırım aşkıylan kıza tutulur. Aman ne tesadüf kız da çocuğu pek sevmiştir. Ama hak verelim dizi zaten üç bölüm her bölüm zaten on dakika. Sonra bir şekilde Line hesaplarını alırlar birbirlerinin. Line üzerinden muhabbet muhabbeti açar ve bi bakmışlar sırılsıklamlar. İşte bu gördüğünüz süreç REKLAMda anlatılmış REKLAMda yani.

Finali söylemiyorum bakın çok düşünceliyim. Neyse ben bir reklam için fazla iyi buldum valla. Line ayıcıklarına da bayıldım, bi tane de ben edinsem hiç fena olmayacak. Bakınız reklam işe yaramış :D

Evet gelip merhaba diyip kaçıyorum, kendinize fıstık gibi bakın efenim^^ Ayrıca böyle azcık dua edin de bitsin şu finaller kazasız belasız :(

27 Mayıs 2014

VİK VİK VİKİTAP



Selamlar canlarım, okurlarım, takipçilerim :)

Bu sefer ne bir dizi ne bir film ne bir kitap için geldim. Yeni keşfettiğim mupmuhteşem ( Yeni ikilememle tanışın) bir siteyi anlatmak için burdayımm :) Ben yine blog blog dolaşırken bir postta VİKİTAP adresini görüverdim. Neymiş bu vikitap derken bir bakmışım üye olmuş liste dolduruyorum. Siz pek değerli takipçilerimde öğrensin istedim :) Ha belki çok meşhurdu kara cahil ben yeni öğrenmiş olabilirim eğer öyleyse bilmişlik taslamadım sayın^^

Keşfettiğim bu mupmuhteşem site kişisel kitap arşivinizi oluşturabileceğiniz çok güzel bir yer. Üye olduktan sonra okuduklarınızı, okumak istediklerinizi, yarım kalan kitaplarınızı, kitaplığınızda bulunan kitaplarınızı ve takas edilebilecek kitaplarınızın listesini yapıyorsunuz. Eğer sizde benim gibi okuduklarımın bir listesini yapayım yahu diyenlerdenseniz bu site tam sizlik ^_^

Ben okuduklarımı listelemekle meşgulüm hala^^. Ayrıca sadece liste yapmıyor kitaplara oy verip başka üyelerle tartışma yapabiliyorsunuz ki ben bayılırım okuduğum, izlediğim şeyleri tartışmaya. Ha bi de kitap Quizleri var okuduğunuz kitapla ilgili 10-15 soruluk testlerden oluşuyor böylece kendinizi test etmiş oluyorsunuz :) Ben şimdiden 3 tane yaptım ^^ Öhöm öhöm bi hiç fena sayılmam :D Veee kitap takası bu sitede mümkün her ne kadar ben o kadar cesur olup yavrularıma kıyamasam da cesur kişilikler için çok güzel bir oluşum bence :) Ne övdüm ama siteyi ha ^^

Kitap okuma isteğinizi tavan yaptıracak bu siteyi ben çook beğendim :) Ahanda linki BURADA



Bir postcuk’un daha sonuna gelmiş bulunuyoruz :) Size CE EE yapıp kaçıyorum :) Pek değerli Şemspare okurları kendinize iyi davranın ^^

NOT: Fotoğraflar alıntıdır benden söylemesi ;) / Photography is an excerpt!

23 Mayıs 2014

Orda bir EXO gördüm sanki? / Güncellendi


Gün geçmiyor ki bu kızımız yeni bir grup keşfetmesin. Malumunuz K-Pop alemine yeni dalmış bir çaylak olarak keşfedilecek dinlenecek milyon tane grup oluyor. Bi de ben keşfettiğim bir şarkıyı bıkana kadar dinleyince yeni şarkı, grup keşfetme sürem bayağı bir uzuyor anlayacağınız. Yine bir gün blog blog gezerkene hep gördüğüm ama pek itimat etmediğim bir grupla karşılaştım. EXO. Sürekli paylaşımlarını, haberlerini görüyordum ama nedendir bilinmez bi antipati vardı o gruba karşı bende. Hay ağzıma kürekle vurayım. Anlayacağınız üzere bir haftadır exo exo dolaşıyorum ortalıkta.

İlk dinlediğim şarkıları Mama. Ayinimsi bir başlangıç yapılıyor şarkıda ama ben pek bi sevdim nedense. Neyse ben mamayı dinleyedurayım sonra History sonra Overdose sonra Wolf sonra What Is Love falan derkeeen gruba bayağı bir sarmışım. Hatta üyelerden kendime bir harem bile kurdum ayıptır söylemesi. Zaten 12 kişiler birkaç kişi alıversem nolur ki :)


Haremimin ilk üyesi Kai. Yarabbim çocuk bildiğiniz güzel efenim bildiğiniz güzel. Mama’da uuu kimmiş bu dediğim What Is Love’da ayy ben pek bi sevdim bunu dediğim kişiliktir kendisi. Overdose'da ayrı güzel Growl'da ayrı harikuladedir :) Günden güne daha büyük bir sevgiyle bağlanmaktayım kerataya :) Kendisi grubun ana dansçısı ve rapçisi olur^^ Dansederken ayrı bir güzelliğe bürünmesini de bilim adamları hala açıklayamamışlardır :D Ailecek severek izliyoruz efenim :)



Sonraki üyemiz D.O. Önce sesiyle beğendiğim sonra sevimliliği ile gönlümü çalan kerata. Exo'yu araştırmaya devam ederken Weekly Idol'e rastladım ve hemen izleyiverdim. Yani Weekly Idolde izlediğim oğlancıkla bu çocuğun aynı olduğuna inanasım gelmedi. Neden derseniz programda nasıl mülayim, nasıl efendi, nasıl utangaç, nasıl sevimli ne zaman şarkı söylenmesi ya da dans etmesi istense 10 kaplan gücünde oluyor, utangaçlığından eser kalmıyor. Enteresaaağğn :)



Ve üçüncü üyemiz BaekHyun. O da ufacık tefecik içi dolu sevimlilik olan bir evladımız olup fazlaca bağıra basılasıdır.Bu evladımız da ana vokaldir, sesi o küçük bedenine inat fazlaca güçlüdür. Böyle ekrana yaklaştıran, sandalyeden düşüren güzel bir gülüşe sahiptir kendileri.



Yazıyı güncellerken dikkat ettim de iyice sevmişim ben bu kerataları çünkü ilk beş hatta ilk onbir(:P) mi yapsam diye düşünmedim değil. Şimdi karizmasını ve tabii ki Siwon'cuğuma benzemesini sevdiğim, lidoyu, Suho'yu nasıl ayırt ederim? Gwiyomisine bittiğim Sehun'u nasıl ayırt ederim, gamzesi sevilesi hatta ölünesi Lay'i nasıl ayırt ederim? Önce keş gibi görünsede sonra farklı karizmasına bittiğim Tao'yu, Şebekliği tavanlarda yaşayan aşırı sevimli Chanyeol'ü, sesine, mülayimliğine aşık eden Chen'i, Küçücük kafasıyla, alıp beslenesi tatlılığıyla Luhan'ı, güzel gülüşlü Xuimin'i nasıl ayırt ederim a dostlar deyin hele? D

Bu kararsızlıklar arasında giderken gelelim genel özelliklere. Grubun 4 üyesi Çinli 8 üyesi Koreli. Çinde EXO-M Kore’de EXO-K olarak çıkış yapmışlarmış iyi ki de yapmışlar. Velhasıl kelam daha yeni, yepyeni keşfettiğim bir grup olduğu için kapsamsız bir yazı olsa da idare ediniz. Uzmanlaştıkça daha da çok yazarım emin olunuz.

Kısacık yazdım şimdi de gidiyorum kendinize iyi bakın pek pek sevgili sayfa sakinlerim^^ Seviliyorsunuz :)


Bunlar da bonuslar :)


20 Mayıs 2014

ŞUNU DA YAPSAYDIM KEŞKE DEMEMEK İÇİN ^^


İnsan ömrü kelebek misali… Bugün var yarın yokuz. Yaşadıklarımız, hırslarımız, amaçlarımız, korkularımız, kibirimiz, biriktirdiklerimiz ya da biriktirdiğimizi sandıklarımız mıdır bize kalan? Yoksa sevinçlerimiz, güzel anılarımız, öğrettiklerimiz, öğrendiklerimiz, aldığımız dualar mıdır? Hepimiz doğru cevabı bilsek de uygulayabilenlerden miyiz peki? Bu kadar laf kalabalığından sonra geleyim sebeb-i yazıma. Verdiğimiz kayıplar ya da etrafta gördüğümüz kayıplar bize acı ama kaçınılmaz ölümü bir kez daha hatırlatır. Sonra hepimizi alır bir telaş. Önce hayatımızı düzene koymaya yeltenir bir süre sonra da unutur gideriz. Tecrübeyle sabit. Bende diyorum ki bu böyle gitmesin. Hep hayatın bize getirdiklerini yaşamayalım, bir kez de biz hayata emri vaki yapalım. E canım tak sen pembe gözlüklerini ben geliyorum diyorsunuz belki. Haksız da sayılmazsınız, dünya tozpembe değil. Ama kim demiş grinin içine pembe katılmaz diye? Ufak ufak renklendirin hayatınızı mesela. İlk olarak bir liste yapın. Madde madde yazın neler yapmak isterdiniz bu dünyadan gitmeden önce. Yemek istediğiniz yemekler, görmek istediğiniz yerler, söylemek istediğiniz sözler ve daha fazlası listenizin maddelerinden olabilir. Bir kez geliyoruz dünyaya dağıtalım gitsin diyenlerden değilim, saçma zaten öylesi. Ama Yaradan’ın al kulum keşfet dediği dünyaya neden sadece bir pencereden bakalım ki?

Şahsım adına ben öyle bir liste yaptım çoktan^^ yani yapıyorum hala. İlk madde Dünya Turu. Bunun devamında bir sürü maddem daha var tabi. Ama öyle uçuk kaçık şeyler de yazmadım. Basit ama mutlu eden. Uçağım olsun değil uçağa bineyim dedim mesela ya da hiç tanımadığın 10 kişiye selam verip sırıt kocaman dedim. Üstünü çizdiğim maddeler var ve inanın çizerken yaşadığım mutluluk paha biçilemez. Bu bence insana kanaatkar olmayı da öğretiyor yavaştan. Bir avuç deniz kokusuyla nefes alabilmeyi, sevdiğinle yediğin yarım simitle tıka basa doyabilmeyi.

Velhasıl kelam ölmeden önce yapılacaklar listeniz olsun bir köşede. Üstünü çizer çizer mutlu olursunuz.

Sevgiyle.. Şemspare.

14 Mayıs 2014

Dualarımız sizinle çizmesi kara, kalbi tertemiz adamlar...


Bugün gün kömürden daha kara...
Soma'da can veren 245 kardeşimize, abimize Allah'tan rahmet yakınlarına sabır diliyorum. Biliyorum ne kadar yazsak çizsek de hepsi boş. Rabbim hepsinin yar ve yardımcısı olsun.

Dualarımız sizinle çizmesi kara, kalbi tertemiz adamlar...
Milletimizin başı sağolsun.

12 Mayıs 2014

SECRET GARDEN / BENDE HYUN BİN İSTERİM BENDE!!



Başlıktan da anlayacağınız üzere pek sevgili okurlarım efsane diziyi sonunda izledim. Ne de iyi ettim. İyi ki ilk dizilerimden biri değilmiş diyorum çünkü böyle kusursuzumsu bir diziyi ilk izleseydim sittin sene diğerlerini beğenemezdim sanırım. O kadar mı diyorsunuz. O kadar diyorum bende. O kadar güzel, o kadar romantik, o kadar yürek dağlayan, o kadar aşklarıyla eritip bitiren, o kadar kahkaha attıran, o kadar süpsüper bi diziydi kendileri. Zaten blog dünyasını kasıp kavurmuş. Her blogda mutlaka bir Secret Garden postu var^^ Ne övdün ama diyorsunuz, bende hiç abartmıyorum diyorum.

Ve gelelim konuya. Ana karakterimiz
Kim Joo Won böyle nasıl kibirli, nasıl kendini beğenmiş, nasıl zengin, nasıl yakışıklı bir oğlan olup kuzeni Oska’yı yönettiği mağazanın mankeni yapabilmek için anlaşma yapar. Bu anlaşmada Oska’nın eski sevgilisine sus payı verebilmek için onunla görüşmesi gerekmektedir gel gelelim şapşik oğlanımız bu kızın yerine Oska fanı olan dublörü esas kızımızla tanışır. Ve ta-tam!! AŞK. Ama nasıl bir aşk. Bizim kibir abidesi oğlan bildiğin sırılsıklamdır. Önce onu düşünmeye başlar ve kendine inanamaz onun gibi bir mükemmellik abidesi nasıl olur da bir dublör parçasını düşünür? Böyle zamanlarda başlar bir tekerleme söylemeye. Dizinin en güzel kısımlarındandı zaten o tekerlemeli kısımlar. Ayrıca kızımız bizim kibir abidesinden nerdeyse nefret etmektedir. Ama onun kalbi de taş değil ya en ruhsuzunu bile âşık edebilecek tatlılıktaki bu yavrumuzu sonunda o da sever. Tüm olumsuzluklara rağmen ( Joo Won’un annesi, kızın fakir oluşu) elele tutuşur bizimkiler. Hah işte bu süreci nasıl güzel aktarılmış dizimiz, anlatılmaz yaşanır.



Annesi demişken o kadına bir çift lafım var. Sen ne pislik, ne gudubet, ne çirkin huylu, çirkin tipli bir şeydin öyle ya. Binbir türlü işkence edilesi şey seni gidi. Giydiklerinde de bir meymenet yoktu zaten. Dizi boyunca küfrettiğim yegane kadındır kendisi. Aklıma geldikçe sinir katsayılarım artıyor resmen. Zaten bu kadını Heirs’te de Rooftop Prince’de de sevmezdim. Oynatmasınlar şu kadını artık Allah rızası için.

Şimdi ordan buradan konuşmaya başlıyorum..


Senarist sana sesleniyorum o nasıl bir karakterdir öyle. Hayır yazmayın böyle adamlar olmayacağını bile bile umutlandırıyorsunuz insanı. Romantik desen dibine kadar, komik desen gani gani, yakışıklı desen kitabını yazmış bildiğiniz. Kısaca imkansız diyorum. İçim güneşte kalmış dondurma misali eridi o kızı sürekli koruduğu, sevdiği, düşündüğü, onun için ağladığı, bütün prensiplerini yerle bir ettiği sahnelerde. Burada yazmaya kalksam diğer yaptıklarını Manas destanıyla yarışır düzeyde bir yazı çıkacağından korkuyorum. O yüzden kendi içimde tekrar tekrar yaşıyorum o sahneleri.





En çok eşofmanlarını beğendim canım Başkan’ımızın.İtalyan terzi, teker teker.. :D allı pulluydu ama çok güzeldi hepside. Bir de önüne gelene etiketini göstermesi yok mu :D Bir de mesaj geldiğinde ‘munco vaşyo munco vaşyo’ deyişleri vardı beni benden alan. Ha bi de Hızlı ve Öfkeli’den fırlama gibi olan arabaları var tabii ki. Renk renk.. :D Sonra o üzerine cuk diye oturan takım elbiseleri… Neyse bu faslı hızlı geçiyorum. Öhöm nerde kalmıştık ?

Bir de Gil Ra Im vardı. Kaskatı görünen duruşunun ardında narin bir genç kız taşıyordu aslında kendileri. Önceleri ruhu alınmış gibi odun olsa da sonradan hizaya geldi kerata. Gerçi o kısımlarda da hak veriyordum kıza fakir yani n’apsın o pislik kadın yüzünden uzak durmaya çalıştı ama olmayınca zorlamayıp ayrı kalmadı sevdiceğinden o da. Sonuç olarak asırlık bir aşk çıktı ortaya. Kızın saçlarından nefret ettim yani güzelim kızı neye çevirmişler. Gerçi o haliyle bile güzel göründüğü zamanlar vardı.

Dizide fantastik kısımı da unutmamış senaristimiz. Çok enteresandır ki bu kısımlar hiç göze batmamış ve diziye çok ayrı bir tat katmış. Yani olmasa da olur dediğim zamanlar vardı bu bölümler için ama az eğlenmedim beden değiştirme kısımlarında. Senarist güzellik yapıp daha da güldürmüş bizi sağolsun.





Bir de bir de Oska’mız vardı. O da kuzeni gibi ayrı bir sevimlilik abidesiydi. Yaşlı bir K-pop sanatçısı rolündeki yavrumuzun bir de ilk aşkı Seul vardır. Kız (argo olacak ama) bildiğiniz afetti resmen. Bu ikilinin aşkı da dizide çok güzel işlenmişti. Yani ana ikili kadar kavuşsunlar gayrı demişliğim vardır. Oska’nın da Gil Ra Im ile Fan-İdol ilişkisine önce deli olsam da sonradan zararsız olduğunu anlayıp ses etmedim. Jo Woon’cuğumun bu ikiliyi kıskanışı tam gözlere şenlikti çünkü.

Ayrıca Sekreter Kim ve Young Ah aşkı vardı onlarda çok çok çok sevimliydi. O sekreterin de patronu gibi sadık aşıklığına bayıldım. Anlayacağınız her ama her karakter özenle işlenmiş.

Vee gelelim son 4 bölüme. Bu dört bölünün ilk iki bölümünde tabiri caizse böğüre böğüre ağladım. İki bölüm boyunca içim şişti resmen yani gözlerim şişmekten iki pörtlek kırmızı yuvarlak parçaya dönüştü. Hayatımda bir Gumiho iki bu diziye bu kadar ağladım. O ağlaya ağlaya mektup yazışı, arabayı yağmura sürüşü hala gözlerimi doldurur cinsten. Salya sümük, kutu kutu peçete olmazsa olmaz elemanlarınızdan o bölümlerde. Şükür ki son iki bölümde senarist insafa gelip o kadar güzel bölümler koymuş ki parmak ısırtır.


Evet finalden bahsediyorum. Final muhteşemdi gerçek manada dolu dolu bir finaldi diğerleri gibi son on beş dakikada bağlamıyorlardı olayı. En son sahnesi zaten tüylerimi diken diken edecek güzellikteydi. Fark ettim de şuan sandığımdan fazla sevmişim ben bu diziyi. Senarist gerek esprileri gerek romantik sahneleri gerek salya sümük ağlatan kısımları gerek finaliyle ayakta alkışlanacak bir dizi yapmış. Bize de alkışlamak düşer zaten

İnanın sayfalarca yazabilirim. Çünkü nadir anacım böyle güzel diziler. Hyun Bin’i Bir Milyonerin İlk Aşkı’ndan beri severdim ama bu diziden sonra sevgim farklı boyutlara taşındı resmen.

Velhasıl kelam EFSANE gibi bir dizi olan SECRET GARDEN’ı 10.9’luk bir şiddetle öneririm izlemeden ölmeyin :)

Uzuuun bir post oldu biliyorum ama bu kadar uzun bir postu da hak ediyordu doğrusu. O yüzden sonunu gören takipçilerime teşekkürü borç bilirim :) Seviliyorsunuz canım takipçilerim kendinize fıstık gibi bakın^^

Ve üç beş fotoğrafla kapanışı yapıyorum efenim^^



Ah bu çocuk!! Ne romantiksin ya sen ne romantiksin??

NOT: FOTOĞRAFLAR ALINTIDIR BENDEN SÖYLEMESİ :)



7 Mayıs 2014

KARDEŞ OLMAK İÇİN AYNI ANNEDEN DOĞMAYA GEREK YOK Kİ :)


Bazı hediyeler vardır ama hediye olduğunu anlamazsınız ilk gördüğünüzde onların. Kanlı canlıdır bu hediyeler. Size sarıldıklarında kocaman olur yüreğiniz, ağladığınızda yanağınızdaki damlayı silmez gelir sizinle o da ağlar ya da kocaman aptal bi gülümse konduruverir yüzünüze, onlarla yediğiniz lokmalar daha bir anlamlıdır, sabahın altısına kadar yorulmadan çene çalmak çok normaldir onlarla, yaranıza üfleyen türlü saçmalıklarınıza katlananlar da onlardır mesela, üstünde ‘Ben Allah’ın sana hediyesiyim’ yazmaz ama bilirsiniz ki Rabbin sana hediye etmiştir onları. Yani şükür sebebidir kendileri.

Bütün gün ‘Koreeeeğğğ’ diye dolaşsanızda ağzınıza kürekle vurmazlar ayrıca, öyle de sabırlıdırlar. Bazen tabiri caizse böğürerek ağlar bazen de kahkahalarla gülersiniz beraber. Vize-final dönemlerinde moronluklarınıza katlanırlar, sizde onlarınkine katlanırsınız tabi hakkınızı yemeyin hemen kendinizin :) Sonra çok çok çok kaprisli olanları vardır aralarında mesela ama onu öyle sevmişsinizdir bir kere, kardeş işte deyip basarsınız bağrınıza.

İşte benimde tam böyle hediyelerim var, Rabbim hiçbirini başımdan eksik etmesin :) O aptal aptal sırıtışlarınız hep benimle olsun.. Hepinizi çok çok seviyorum ben <3

Şimdi bu da ne böyle diyorsunuz değil mi pek sevgili okurlarım. Gönül borcu diyelim.. Ya da ufaktan şükür içerikli mesaj. Adını siz koyun :)

5 Mayıs 2014

YAN ETKİ : MİDE BULANTISI - THE WALKİNG DEAD




Baştan söyleyeyim içinde bol miktarda kan içeren bu diziyi izleyemeyecek kadar hassassanız postu hiç önermiyorum :) Ayrıca Merhabalar Şemspare okuyucuları ^^ Film kitap derken sıra geldi dizi postunaaa ^_^ Gördüğünüz üzere sadece Kore dizileri izlemiyorum. Zaten dizi izleme alışkanlığı son 1 senedir musallat oldu bana. Hal böyle olunca birkaç yabancı dizi takip etmeye başladım. İşte bunlardan biri de The Walking Dead –Yürüyen Ölüler. Kelimenin tam anlamıyla vıcık vıcık bir dizi kendisi. O nasıl bir tabir derseniz izleyenler bilir her bölüm vıcık vıcık sahneleri görürsünüz çünkü. Kısaca konusundan bahsedecek olursam dünya büyük bir salgının altında ve salgın inanılmaz büyük bir hızla yayılıyor. Kurbanlarımız salgın yüzünden birer zombimsi yaratığa dönüşüyor. Nasıl dönüşüyorlar derseniz ısırılmanız yeterli :D Ve Minik zombiciklerimizin en sevdiği şey ET . Isırıldığınızda önce ölüyorsunuz fakat beynin sadece küçük bir kısmı işliyor ve zombi olarak geri dönüyorsunuz sonrasında ise tek amacınız yemek. İnsan gördüklerinde çıldırır gibi haykırışları önce sizi ürkütse de sonra alışıyorsunuz. Ne yalan söyleyeyim ilk bölümü izlediğimde nasıl ilerletebilirler ki diyordum ama gördüm ki çok da güzel yapmışlar.

Ve bomba bir haber olarak dizimizde bir de Güney Koreli var sayın seyircileeeer. Zaten en sevdiğim karakter o. ( evet itiraf ediyorum Koreli çünkü ^_^ ) Zaten izlediğim diğer dizi olan Teen Wolf’a da uzak doğulu bir kız katıldı. Yeminlen gururlanıyorum onları öyle dizilerde görünce. Aklıma gelmişken Kerem Bursin de Homeland’ın 4. sezonunda oynayacakmış. Bir Türk’ü böyle işlerde görmek gerçekten sevindirici. Uuuu çok uzaklaşmışım. Hemen diziye dönecek olursam midesi hassas bir insansanız diziyi izlemek sizin için gerçekten çok zor. Diziye beraber başladığım bir arkadaşım bırakmıştı bu yüzden o derece :D Ben çok rahat izlerim ama benim bile yok artık dediğim sahneler oldu. Dizinin bir başka güzel yanı ise adrenalin hep tavanda. Sürekli bir yerden zombi çıkacakmış hissi 45 dakika boyunca sizinle yani :) Ayrıca dizinin makyajlarına hayranım yani muhteşem gerçekten bir zombi bu kadar mı gerçekçi olur :D

Velhasıl kelam beğenerek izliyorum efenim sizinle de paylaşayım istedim :)

Şöyle bir yazdıklarımı okudum da kısa olmuş, postcuk olmuş bu :D Neyse postcuğumu burada sonlandırıyorum efenim ^^

Yan etkisi mide bulantısı olan dizimizi ben tavsiye ediyorum ne kadar dikkate alırsınız bilmem :)

3 Mayıs 2014

ABRA KADABRA!!! - SİHİRBAZ


Merhaba Sayfamın- Blogumun güzide takipçileri. Uzuuuun sayılacak bir aradan sonra film izledim ben ve tabi ki koştum postunu da yazdım. Yani yazıyorum hala :) Son yazdığım film neydi diye düşünüyorum da hatırlayamıyorum o derece. Bayağı bir ara vermişim anlaşılan filme. Ayıp bana gidip bir köşede utanıyorum hemen. Kendi dersimi de verdiğime göre gelelim filmimize. ^^

İsmi Sihirbaz ( The İllusionist). Fantastik desem değil, dram desem değil, bilim kurgu desem o da değil ne desem bilemedim :) Ben bu türe Prestijimsi diyorum. Evet şuan yeni bir tür oluşturdum çok da güzel oldu :) Her zamanki gibi kısaca bir özet geçecek olursam esas oğlanımız küçük yaşta bir sihibazla tanışıp bu mesleğe aşık olur. Yani o sihirbazla karşılaşması tesadüf değildi tahmin edersiniz ki. Kısa süre sonra fark eder ki onun da bu konuda doğa üstü yetenekleri vardır. Bu yeteneklerini giderek geliştirir. Bu arada bir kızçeye aşık olur. Bence kız bildiğin çirkindi ama gönül işte. Kadere bak sen kız bir düşes kendisi marangozun oğlu olunca hiyerarşi bu ilişkiye izin vermez ve oğlumuz alır başını gider. Asıl ismi Edward iken ismini Eisenheim olarak değiştirip sihirbazlığa devam eder. Çok da ünlü olur. Öyle ki dönemin Veliaht Prensinin dikkatini bile çeker. Tesadüfe bak sen bu Veliaht Prens bizim oğlanın aşkı ile evlenmek üzeredir. 15 yıl sonra tekrar karşılaşan ikili geçmiş yılları hiçe sayarak görüşmeye devam eder ama önlerinde bir engel vardır. Veliaht Prens. Eh artık susayım değil mi Spoiler yemeyin ^^

Kişisel yorum kısmına gelecek olursam sonunu lak diye tahmin ettiğim için sonunda hiç şaşırmadım. Ayrıca çoğu ayrıntı havada kalıyordu bence. İlk 10’uma girecek kadar iyi bir film değildi sanki. Prestij de konu olarak bu filme benziyordu ama onun sonunu tahmin edebilmek için tabiri caizse göbeğim çatladı. Ayrıca filmde gösterilen sihirbazlık gösterileri fazlaca akıl almazdı. Mantıklı bir açıklaması var mı bilmiyorum çünkü filmde onlara hiç değinmedi keratalar.

Kısacık bir postta anlatıverdim filmi inanılmaz. Tabii ki anlatmadığım yerler var onları da izleyin bi zahmet :) Daha güzel filmlerle yeniden yazana kadar kendinize fıstık gibi bakın e mi^^

Postumuzun burada sonuna geliverdik nasıl oldu anlamadım ama :D Çok, pek çok değerli okurlarım seviliyorsunuz unutmayınız^^


2 Mayıs 2014

Rooftop Prince / Dizi Bahane Post Şahane


*Facebook Sayfasındaki Yazılardır*

!!!Yüksek Oranda Spoiler İçerir!!!

Nerden başlasam bilemedim şimdi. Çünkü bana göre uzuuuun bir süredir tuşlara basmıyordum Şemspare olarak. Özlemişim ama kaygısız kaygısız yazmayı. Kim ne derse desin en çok burada özgürüm ben. Böyle felsefik konulara da girdiğime göre gelelim sebeb-i dönüşüme. :) Dizi postu yazacağım size ben :) Tabi ondan önce şöyle bir hasret gidereyim sayfamla. Hesaplamalarıma göre tam tamına 12 gündür hiç bişeycikler yazmamışım sayfaya.(Face'deki yazılar olduğu için aldırmayınız :) ) Ha biriniz de demediniz ki nerde bu kız öldü mü kaldı mı ? Şaka bi yana sayfa hep aklımın bi köşesinde ama hiç fırsat olmadı ki şöyle köşeme çekilip yazayım. Anlamsız bir meşguliyet içindeyim. Hal böyle olunca çok çok az ihmal ettim sizleri :) Özlediniz mi beni pek sevgili takipçilerim ^^ ( Eveeeeeet dediğinizi duyar gibiyim :P ) Çünkü ben sizi çok özlemişim ^_^

Gece gece başkalarına gürültü yapmayayım diye sevimsiz bir odadan yazıyorum size. Loş ışık falan tam ilhamlık yani :) Evet gece dedim çünkü yine sabahladım ben ^^ (Ne anlatım bozukluğu ama -_- ) 04:34 sayısı göz kırpıyor bana köşeden köşeden :) Ne yaptım da uyumadım derseniz gelelim postumuza. Sabahın bu saatinde bende kırmızı göz sendromuna sebep dizimiz Rooftop Prince yani Çatıkatı Prensi. Konusu o kadar karışık ki sanmıyorum burada anlatabileceğimi. O yüzden şöyle bir özet geçeyim istiyorum. Dizi bahane post şahane olsun yani ;)

Şimdi bu çekiklerimiz reenkarnasyona inandıkları için dizideki konu reenkarnasyon üzerinden işleniyor. Joseon döneminde Prenses'in ölümünü çözmeye çalışan prensimiz ve üç yaveri 300 yıl atlayarak esrarengiz bir şekilde günümüze gönderilir. 300 yıl sonraki dilimde ise asıl aşkını, aslında kaderinde olan kişiyi bulur. Gelgelelim cinayeti çözdüğünde ise 300 yıl öncesine geri dönecektir. Cinayeti çözme, kaderindeki aşkı bulma sürecini süper, hiper, harikulade anlatan bir dizidir kısaca :)Böyle bilin bence ^^ Yeminle üşendiğimden değil kalemime güvenmiyorum, bir postta imkansız anlatamam ben o diziyi :D


Dizimiz eğlence yönünden de dram yönünden de bir hayli başarılı. İlk altı-yedi bölümde o kadar gülüyorsunuz ki. Üç yüz yıl önceden gelmiş dörtlünün günümüze alışmaları tabiri caizse yarılana kadar güldürüyor sizi. O eşofmanları, saçları, konuşmaları, elleri arkasında dolanışları çok çok sevimli. Telefonla televizyonla tanışmaları, saçlarını kestirmek için direnmeleri, Çoha çoha diye ortada gezişleri dizi boyunca yüzünüzde tebessüme sebep oluyor. Ayrıca dizinin ünlü yemeği OMURİCE ( yumurta içi pilav) gözüme kestirdiğim ve eve gidince ilk yapacağım yemeklerden. Zaten sayın senarist adeta bunun acısını alır gibi sen misin kıkırdayan deyip koymuş dramı bol bol. Gözümün yaşı kurumadı daha :D Üçü bir arada olan ( Komedi-Dram-Gizem) dizimiz tadından izlenmez o derece. Standartlarıma göre geç bitirdim aslında ben ama sindirerek izledim sonuçta öyle düşünelim ^^




Her dizide olduğu gibi bu dizide de ağzı yüzü dağıtılası insanlar vardı. Özellikle de Sena. Kız insanı sinir etmek için doğmuş. Zaten saçı da iğrençti imajmeykır becerememiş maalesef :D Ama prensimizin kuzenini sevmedim değil. Çocuk karizmaydı bir kere gıcıktı falan ama çok da deli etmedi beni aferin ona ^^ Bi tek Sena'yı sevmesi kusuruydu o da kadı kızında bile var değil mi^^



Ana ikilimizin aşkı nasıl tatlıydı nasıl güzeldi anlatamam. Beraber çamaşır yıkamalar,aynı tüpten yoğurt yemeler, bisiklete binmeler, zile basıp kaçmalar, kız için prens kimliğini bırakıp panda kılığına girmeler falan çok güzeldi yaa.Prensimiz Lee Gak'ın yoğurt sevmesi de beni benden aldı hani :)Onların yoğurdu bi garip ama ilaç tüpü gibi minnacık. Daldan dala atlıyorum mazur görünüz efenim. Çünkü çok güzel yerler var yazmak istediğim.



Gelelim finale.. Bana göre çok da mutlu bitmese de en makul sonlardan biriydi aslında. Ha üzülmedim mi, veliaht prensimiz öbür tarafta gözü yaşlı kaldı, üzüldüm ama neylersin. Yine de mektuplaşmaları falan çok çok güzeldi. ‘Adamlar dizi yapıyo yaa’ diyorsunuz resmen :) Beni en çok üzen iki yer vardı. Birincisi o veda günü ki herkes kahrolmuştur kesin, ikincisi ise o yavrumun omurice yerken gözlerinin dolması. Dedim yapmayın böyle sonra helak oluyorum ağlamaktan. Az ağlamadım sağolsun senaristciğim :P



Velhasıl kelam Top 10’uma girer mi? Hemde nasıl :) Eminim sizinde ayıla bayıla izleyeceğiniz bir dizidir o yüzden izlemediyseniz izleyin derim. İzleyin de gözünüz aşk görsün ^^

Dizi anlatımım bitti ama postum bitmedi ^^ Word’ü açıp yazmaya başlayınca anlıyorum. İyi ki de yazıyorum. Öyle ahım şahım değil biliyorum ama içimde kalmıyor sonuçta değil mi :) Sizlere daha çok, daha hızlı yazmak için bir sürü kitap aldım. ( Emin olun size yazmak için aldım :P ) Okudukça size yetiştireceğimden emin olunuz yani ;) Şemspare’niz sizin için okur, izler, yazar, çizer ^^

Sizi süper sevimli çiftimizle başbaşa bırakıyorum ^^
NOT: Fotoğraflar alıntıdır. Ayrıca yurdun kaplumbağa hızındaki interneti yüzünden gif ekleyemiyorum kusuruma bakmayınız lüften^^

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...